Mayıs 2023’ün sonuydu. Oturma odam aynı zamanda ofisim, mutfağım ve zaman zaman varoluş krizlerimi yaşadığım mekândı. Laptop ekranında açık sekiz tane iş ilanı, yanımda soğumuş bir fincan Türk çayı — Astoria’daki Türk marketten aldığım, çayın paketine bakarak biraz teselli bulduğum türden. Her sabah aynı ritüel: kalk, kahve değil çay demle, Indeed’i aç, “entry level” yaz, “requires 3 years of experience” gör, iç çek, devam et.
New York’a taşınalı dört ay olmuştu. Vize sürecini, uçuşu, ilk haftanın kaosunu atlatmıştım. Ama iş meselesi bambaşka bir canavardı.
Sayılarla Başlayayım: 147 Başvuru, 6 Yanıt
Bunu yazmak hâlâ hafif acı veriyor ama dürüst olmak gerekiyor: dört ayda 147 iş başvurusu yaptım. Bunların büyük çoğunluğu otomatik bir “teşekkür ederiz, sizi haberdar edeceğiz” mailiyle kapandı. Altısından geri dönüş aldım. İkisi “maalesef ilerlemeye karar verdik” mesajıydı, biri görüşmeye çağırdı ama ben çok heyecanlandığım için telefon görüşmesinde kelimeleri birbirine karıştırdım ve sonrası gelmedi. Üçü tamamıyla sessizliğe gömüldü.
Türkiye’deyken de iş başvurusu stresini yaşamıştım elbette. Ama orada en azından sistemin dilini biliyordum. Burada özgeçmişimin formatı bile yanlıştı — fotoğraf koymuştum, doğum tarihimi yazmıştım. İkisi de Amerika’da CV’de olmaması gereken şeyler. Bunu bir İnsan Kaynakları blogundan tesadüfen öğrendim, üç ay sonra.
Networking Kelimesinden Neden Bu Kadar Nefret Ettim
“Networking yap” tavsiyesini her yerden duymuştum. LinkedIn’deki kariyer koçlarından, YouTube videolarından, tanıdık tanıdığının tanıdığından. Ve her duyduğumda içimden şunu geçiriyordum: Kolay söylenir.
Tanımadığım insanlara mesaj atmak bana yapay ve rahatsız edici geliyordu. Bir kere Queens’teki bir meetup’a gittim — teknoloji sektörüyle ilgiliydi — ve iki saat boyunca elinde bira bardağıyla dolaştım, kimseyle düzgünce konuşamadım, eve döndüm. “Bu benim için değil” dedim.
Sonra gerçek networking’in o kalabalık etkinliklerde değil, çok daha küçük, samimi anlarda olduğunu öğrendim. LinkedIn’de Türkiye’den Amerika’ya geçmiş, benim çalışmak istediğim sektörde olan birini buldum. Ona yazdım — üç paragraf, tam ve dürüst: nerede olduğumu, ne yapmak istediğimi ve sadece 15 dakika vakit ayırabilir mi diye sordum. Bir hafta sonra yanıt geldi. Zoom’da konuştuk. İki ay sonra aynı kişi bana “bizim ekipte bir pozisyon açıldı, CV’ni gönder” dedi.
O an hâlâ aklımda. Laptop başında, mutfakta ayakta duruyordum. Mesajı üç kere okudum.
İlk Maaş ve Vergi Şoku: Rakamlar Aldatıcıdır
İlk maaş çekimi gördüğümde sevinçten küçük bir dans yaptım, itiraf edeyim. Ama ardından hesabı yaptım ve dans durdu.
Teklif edilen yıllık rakamı 12’ye bölmüştüm zihnimde. Ama hesaba yansıyan tutar bunun oldukça altındaydı. Federal gelir vergisi, eyalet vergisi (New York eyalet vergisi ayrıca acımasızdır), sosyal güvenlik ve Medicare kesintileri — bunların hepsini teorik olarak biliyordum ama pratik olarak görmek başkaydı. Brüt maaş ile net maaş arasındaki fark beni gerçekten şaşırttı.
Bir de “benefits” meselesine alışmak gerekti. Sağlık sigortası işveren tarafından kısmen karşılanıyor, ama kısmen. Kalan kısım maaştan düşüyor. Diş sigortası ayrı bir paket. Göz sigortası da ayrı. Bunları seçerken sanki karmaşık bir bulmacayı çözmeye çalışıyordum — açık kayıt dönemi, deductible, copay, in-network doktor… Tüm bu kelimelerin gerçek hayattaki karşılığını anlamam aylar sürdü.
Öğrendiklerim: Keşke Başından Bilseydim
- CV formatını Amerikan standardına getir: Fotoğraf yok, doğum tarihi yok, “objective” yerine kısa bir özet bölümü. Tek sayfa ideal, iki sayfa kabul edilebilir.
- Kitlesel başvuru enerjini tüketir: 30 tane özelleştirilmiş başvuru, 150 tane kopyala-yapıştır başvurudan çok daha işe yarıyor.
- Gerçek networking utanılacak bir şey değil: Ama samimi olmak şart. İnsanlar yardım etmek istiyor, özellikle aynı yoldan geçmişlerse.
- Brüt maaşla değil net maaşla planla: New York’ta brüt ve net arasındaki makas oldukça geniş olabiliyor. Bütçeni buna göre kur.
- Reddi kişisel alma: Bu kolay bir tavsiye ama gerçek. Çoğu zaman işe alım süreci senin hakkında değil, şirketin iç dinamikleri hakkında.
Son Söz: Süreç Uzun Ama Bitti
İlk işimi bulduğumda New York’a taşınalı altı ay olmuştu. Bazıları için bu süre daha kısa, bazıları için daha uzun. Bu yazıyı okuyorsan muhtemelen sen de o belirsizliğin ortasindasın — her sabah ekrana bakıyor, her sessizliği kendine mal ediyorsun. Sana şunu söyleyebilirim: Bu his geçici, ama geçtiğini anlamak için biraz zaman lazım.
Sabırsızlanma. Ama aynı zamanda otur ve o üç paragraflık, dürüst LinkedIn mesajını yaz. Belki iki haftada yanıt gelmez. Ama belki iki ayda gelir ve her şey değişir.
Benim için öyle oldu.
