"Enter"a basıp içeriğe geçin

Amerika’da İlk Bayramı Yaşamak: Gurbet Duygusuyla Yüzleşmek

Sabahın altısıydı. Telefon ekranı yüzüme vurdu: annemin attığı bir mesaj, üstünde sarı bayrak emojileri diziliydi. “Bayramın mübarek olsun oğlum, çok özledik.” Yataktan kalktım, perdeden Queens’in gri gökyüzüne baktım. Sokak tamamen normaldi. Bir adam köpeğini gezdiriyordu, bir başkası kahve elinde koşturuyordu. Kimse bilmiyordu. Kimsenin haberi yoktu. Benim için o gün bayramdı ama New York için sıradan bir Salah sabahıydı. İşte o an, göçmenliğin en sessiz acısını hissettim: etrafındaki herkes normal hayatına devam ederken sen içinde küçük, kırılgan bir şeyi taşımak zorunda kalıyorsun.

Bayram Sabahı Queens’te: Beklenti ile Gerçek Arasındaki Uçurum

Türkiye’deyken bayram sabahlarının nasıl bir ritmi vardı. Tıraş kokusu, kolonya, babamın gömleğini ütülemesi, annemin böreklerinin fırın kokusu. Saat kaça kadar nerede olacağımız belli. Hatta komşudan gelen “Hayırlı bayramlar” sesi bile belliydi. Burada ise alarm kurmuştum çünkü işe geç kalmayayım diye. Evet, bayram günü işe gidecektim. Patron tatil vermemişti çünkü onun takviminde böyle bir gün yoktu.

Sabah kahvemi yaparken şunu düşündüm: insanlar “Yurt dışına çıkmak istiyor musun?” diye sorarken aslında hiç sormuyorlar “İlk bayramını yalnız geçirmeye hazır mısın?” diye. Ben hazır değildim. Bunu kabul etmek zor ama dürüst olmak gerekiyor.

Telefonun Ağırlığı: Saat Farkının İnsanı Nasıl Yorduğunu Anlamak

Türkiye ile New York arasında yaza göre 7, kışa göre 8 saat fark var. Bu rakam kâğıtta masum görünüyor. Gerçekte ne anlama geliyor? Annem akşam yemeği yerken ben öğle arasındayım. Arkadaşlarım gece sohbet ederken ben sabah işe hazırlanıyorum. Bayram günü ise şöyle oldu: Türkiye’de bayram namazı kılınıp ziyaretler başladığında ben hâlâ uyuyordum. Uyandığımda onların bayramı neredeyse bitmişti.

WhatsApp’ı açtım, 47 mesaj. Hepsi güzel, hepsi sevgi doluydu. Ama hepsine aynı anda cevap yazarken garip bir mekaniklik hissettim. Sanki bayramı yaşamıyordum, bayramı yönetiyordum. Her mesaja emoji koydum, “İnşallah görüşürüz” dedim, bazen videoyla konuştum. Annem ağladı. Ben ağlamadım çünkü sonra işe gidecektim ve gözlerim şişik olmasın istedim. Bu hesabı yaparken kendimden biraz utandım açıkçası.

Türk Marketini Bulmak: Jackson Heights’ın Küçük Mucizesi

O bayram günü öğleden sonra işten çıkınca bir karar verdim. Bir şeyler yapmalıydım. Evde oturup diziyi açmak değil, bir şeyler. Queens’te Jackson Heights’a gittim. Orası zaten göçmenlerin mahallesi; Hintli, Bangladeşli, Kolombiyalı, Latin dükkanlar yan yana. Ve tam bir sokak arasında küçük bir Türk marketi bulmuştum birkaç hafta önce. Adını söylemeyeyim çünkü değişiyor bu şeyler ama orada simit vardı. Dondurulmuş, biraz sertleşmiş, benim annemin simidine benzemiyordu ama simitti. Bir paket aldım. Bir de kavanoz tahin pekmez.

Eve döndüm, simidi ısıttım, tahin pekmez sürdüm, çayımı demledim. Türk çayı demliyorum burada da, demliğimi İstanbul’dan bavuluma koymuştum zaten. Oturdum, yedim. Kimse yoktu. Ama bayram sabahı o mesajdan bu yana ilk kez bir şeylerin yerine oturduğunu hissettim. Küçük bir ritüel. Kendi kendine kurduğun, kimsenin bilmediği ama sana ait olan bir an.

Gurbet Duygusuyla Baş Etmek: Öğrendiklerimi Dürüstçe Paylaşıyorum

Birkaç bayramı artık New York’ta geçirdim. Her biri farklıydı, ama hepsinde ortak bir şey öğrendim: bunu sıfıra indirmeye çalışmak yanlış. Özlemi yönetmeye çalıştığında genellikle daha büyük çarpar. Birkaç şey işe yarıyor benim için:

  • Ritüeli taşımak: Çay demlemek, simit bulmak, bayram sabahı belirli bir şarkı açmak. Küçük ama etkili.
  • Gerçekçi beklenti kurmak: Buradaki bayramın Türkiye’deki gibi olmayacağını önceden kabullenmek. Hayal kırıklığı farkı kapamaya çalışmaktan değil, farkı inkâr etmekten geliyor.
  • Türk topluluğunu bulmak: New York’ta Türkler var. Çoğu şehirde var. Camilerde bayram namazı kılınıyor, küçük buluşmalar organize ediliyor. Bulması zaman alıyor ama bulunca değiyor her şey.
  • Aileyle video görüşmeyi planlamak: “Boş vakitte konuşalım” dersen olmaz. Saati ayarlayın, Türkiye’de sofrada oturmadan önce görüşmeyi yapın ki sen de masanın bir köşesindeymiş gibi hissedesin.
  • Kendinle dürüst olmak: Bazen kötü hissedeceksin. Bu zayıflık değil, sadece insan olmak.

Sonunda Ne Kaldı?

O ilk bayramdan bu yana çok şey değişti. Artık New York’ta ufak bir Türk çevrem var. Geçen bayram birinin evinde toplandık, herkes bir şeyler getirdi; kim börek, kim baklava, kim sadece kendini. Türkiye’deki gibi değildi, olmayacak da. Ama güzeldi. Kendi güzelliğiyle güzeldi.

Sana şunu söyleyeyim: gurbet duygusu, gidip gitmeye karar verirken hesaba katmadığın bir kalem. Ben katmadım. Vize mi çıkar, iş mi bulunur, kira mı ödenir, bunları düşündüm. İlk bayramı yalnız geçirince ne hissedersin, bunu düşünmedim. Şimdi düşün. Ve eğer yine de gideceksen — ki belki gitmelisin — küçük ritüellerini bavuluna koy. Simidi dondurulmuş da olsa bul. Çayını dem. Ve kendinle iyi ol.

Çünkü bu yol uzun, ve yolculuk boyunca en iyi arkadaşın yine kendinsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir