"Enter"a basıp içeriğe geçin

Amerika’da İlk İşimi Nasıl Buldum: Gerçek Hikaye

LinkedIn’de “Easy Apply” düğmesine o kadar çok bastım ki parmağım uyuştu neredeyse. Abartmıyorum. İlk üç ayda 90’ın üzerinde başvuru yaptım. Cevap gelen: 4. Bunların 3’ü red maili, 1’i telefon görüşmesiydi. O görüşme de sonuçsuz kaldı.

New York’a taşındığımda elimde bir iş teklifi yoktu. Vizem vardı, bavulum vardı, biraz birikimim vardı. Bir de “bir şekilde hallederim” özgüvenim. O özgüven ilk ayın sonunda ciddi hasar almıştı.

Boşluğa Atılan Başvurular

Türkiye’de iş ararken bir CV atarsın, insan kaynakları arar, süreç başlar. Burada sistem farklı işliyor. Şirketler yüzlerce başvuru alıyor ve çoğu zaman ATS denen bir yazılım CV’leri tarayıp eliyor, insan gözü görmeden. Bunu geç öğrendim. İlk başvurularımda CV’mi Türkiye formatında düzenlemiştim: fotoğraf var, doğum tarihi var, uzun bir “amaç” paragrafı var. Bunların hepsinin burada ya gereksiz ya da aktif olarak zararlı olduğunu sonradan anladım.

Bir de şu var: iş ilanları bazen gerçek değil. Şirket içinde zaten birini terfi ettirmeye karar vermiş ama “açık pozisyon” göstermek zorunda olduğu için ilan açıyor. Bunu tabii ki o sırada bilmiyorsun. Haftalar geçiyor, ses çıkmıyor.

Networking Kelimesinden Nefret Ettiğim Dönem

Herkese “networking yap” dediklerinde içimden “bırakın şu lafı” diyordum. Çünkü networking kelimesi bana hep sahte bir şey gibi geliyordu. Yabancı biriyle kahve içip “ne zaman işe alabileceğinizi sormak” garip hissettiriyordu.

Ama bir gün eski bir iş arkadaşım mesaj attı. “Bir tanıdığım New York’ta, senin alanında çalışıyor, tanıştırayım mı?” dedi. Neden olmasın dedim. Zoom’da 30 dakika konuştuk. O kişi beni başka birine yönlendirdi. O kişi de şirketinden açık pozisyon olduğunu söyledi. CV gönderdim. İki hafta sonra işe başlıyordum.

Yani networking’in işe yaradığını inkâr edemem. Ama şunu da söyleyeyim: bu süreç üç ayrı insanı, iki ayrı Zoom görüşmesini ve epey sabır gerektirdi. Düğmeye bas, iş çıksın gibi değil.

İlk Maaş: Sayı Güzeldi, Gerçek Değil

Teklif mektubunu açtığımda gözlerim parladı. Yıllık rakam iyiydi. Sonra ilk maaş günü hesabıma yatan rakama baktım. Tekliftekinden neredeyse yüzde otuz düşüktü.

Federal vergi, eyalet vergisi, sosyal güvenlik, Medicare… Bunların hepsini daha önce de duymuştum ama göz önünde olmayınca kafaya tam oturmuyor. Pay stub’ı (maaş fişini) açıp satır satır okudum. Her birinin ne olduğunu araştırdım. Kabaca şunu öğrendim: teklif edilen rakam “gross” yani brüt. Eline geçen ise “net” ve bu ikisi arasında ciddi bir uçurum var.

Burada yaşayan herkes bunu biliyor tabii. Ama Türkiye’den gelenler için bu gerçekten şok edici olabiliyor. Çünkü Türkiye’de de vergiler var ama çalışan olarak faturayı birebir görmüyorsun genellikle. Burada her şey önünde, şeffaf. Bu iyi aslında, ama alışması zaman alıyor.

Öğrendiklerim: Sonradan Keşke Öğrenmiş Olsaydım

İş arama sürecinde işe yarayan şeyleri özetlersem:

  • CV’yi Amerikan formatına çevir. Fotoğraf yok, yaş yok, kısa tut. Bir sayfa ideal.
  • LinkedIn’i sadece iş başvurma yeri olarak görme. Orada yazdıklarını, yorumlarını insanlar okuyor. Ben işimi bulan kişiyle ilk kez oradan bağlandım.
  • Kendi alanındaki etkinliklere git. New York’ta neredeyse her hafta bir Meetup veya sektör buluşması var. Yabancı ortamda garip hissediyorsun ama gidince değiyor.
  • Teklif rakamını brüt-net hesaplayıcıya gir. Google’da “salary calculator New York” yazınca çıkıyor. Karar vermeden önce eline geçecek rakamı bil.
  • Aceleci olma ama da bekleme. Ben üç ay bekledim. Kimileri altı ay bekliyor. Bu normal. Ama dört ay sonra hâlâ aynı şeyleri yapıyorsan, bir şeyi değiştirmek gerek.

Dürüst Bir Kapanış

İlk işi bulmak bu sürecin en zor kısmıydı benim için. Vizeden, uçaktan, ev bulmaktan bile daha zor. Çünkü reddetme sürekli ve sessiz oluyor. Kimse “hayır” demiyor, sadece cevap vermiyor.

Ama iş hayata geçince bir şey değişiyor. Sadece maddi değil, psikolojik olarak da. Bir yere ait hissediyorsun. Buradaki günlük ritme giriyorsun. O sabahki metroda işe gidişin, öğle arasında dışarıda yenilen bir sandviç… bunlar küçük ama önemli.

Aynı yolda olanlar için şunu söyleyeyim: cevap gelmemesi senin yetersiz olduğun anlamına gelmiyor. Sistem böyle işliyor. Devam et, sadece aynı şeyleri tekrar tekrar yapma.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir