Sabah 7’de uyandım. Dışarısı gri, Queens’in o tanıdık gürültüsü bile yoktu o gün. Sonra telefona baktım ve anladım: Bayram sabahıydı. Annem mesaj atmış, gece yarısı. “Bayramın mübarek olsun oğlum, sağlıklı ol.” Üç tane de bayrak emoji koymuş. Ben yataktayken onlar zaten öğleden sonrasındaydı. Bayramın yarısını uyuyarak kaçırmışım.
O an garip bir his sardı. Ne ağlamak ne de bir şey. Sadece… boşluk. Açlık da değil, yalnızlık da tam değil. Tam olarak tarif edemiyorum hâlâ.
Saat Farkı Seni Bayramdan Çalıyor
Türkiye ile New York arasında 7-8 saat fark var, mevsime göre değişiyor. Kulağa basit geliyor. Değil. Ailende bir şey olduğunda, sevinçli ya da üzücü, sen hep “yanlış saatte” yakalıyorsun haberi. Bayram namazından çıkan babam beni aramak istediğinde ben henüz uyku sersemiyim. Ben işten çıkıp aramak istediğimde onlar yatmak üzere.
İlk bayramımda bunu somut yaşadım. Telefonu açtım, annem mutfaktaydı, arka planda bir kalabalık sesi vardı. Hısımlar gelmişti. Ben ekrandan bakıyordum onlara, onlar ekrandan bakıyordu bana. Biraz gülüştük, “nasılsın iyi misin” dedik. Beş dakika sonra bağlantı kesildi. Sanki ziyarete gitmiş gibi değil, cam arkasından el sallamış gibi hissettim.
Türk Marketi Bulmak: Küçük Ama Büyük Bir Zafer
New York büyük bir şehir, her şey var deniyor. Doğru, ama senin aradığın şey bazen çok spesifik olabiliyor. Ben bayram öncesi bir şeyler yapmak istedim, en azından sofrayı biraz Türkiye’ye benzeteyim dedim. Pastırmalı yumurta, çay, belki bir şeyler.
Arayıp tarayıp Astoria’daki küçük bir Türk marketini buldum. Queens’te, metroya 20 dakika. İçeri girdiğimde çay, nescafe, ülker bisküvi, tarhana… Burnuma bir şeyler çarptı, tarif edemiyorum, eve benzeyen bir koku. Kasada yaşlıca bir amca vardı, Türkçe konuştu, dondum kaldım. Sonra güldüm kendi kendime. Burada Türkçe duyunca bu kadar şaşırıyorum demek.
O gün eve 40 dolarlık alışveriş yaptım. Sadece çay ve birkaç şey için. Ama değdi.
Bayram Günü Ne Yaptım Biliyor musun
Hiçbir şey. Yani gerçekten hiçbir şey. Burada bayram resmi tatil değil, işyerim kapalı değildi ama neyse ki hafta sonuna denk gelmişti o yıl. Çay koydum, Türk dizisi açtım. Sokağa çıktım biraz. Queens’te hayat normal akıyordu, kimsenin haberi yoktu bayramdan.
Akşam bir Türk arkadaşımla buluştuk, o da aynı gemideydi. İkimiz küçük bir restoranda yedik. Bayram yemeği değil ama paylaşmak iyiydi. Gülüştük, yakındık, biraz da dalga geçtik kendi halimize. “Gelecek sene ya Türkiye’de oluruz ya da burada daha büyük bir sofra kurarız” dedik. Boş bir dilek değildi, ihtiyaçtı.
Gurbetle Baş Etmek: Dürüst Konuşalım
Kimse sana bunu tam anlatmaz. “Amerika güzel, fırsatlar çok, alışırsın” derler. Alışıyorsun evet. Ama bazı şeyler blunting değil, sadece öğreniyorsun nasıl taşınacağını. Bayram özlemi geçmiyor, sadece bir yere koyuyorsun.
Ben şunları buldum faydalı:
- Türk topluluğu bulmak: Queens, Brooklyn, Jersey City… Bu şehirlerde ciddi bir Türk diasporası var. Onları bulmak zaman alıyor ama değiyor. Facebook grupları, WhatsApp toplulukları işe yarıyor.
- Bayramı küçük de olsa kutlamak: Sadece çay bile olsa, bir ritüel yapmak önemli. Yoksa gün geçip gidiyor ve içinde bir şey kalıyor.
- Aileyle ön plan yapmak: “Bayram sabahı saat kaçta konuşalım” diye önceden kararlaştırmak. Sürpriz arama çoğu zaman biri uyku sersemi, biri koşturmacada geliyor.
- Kendine iyi davranmak: Hüzünlü hissediyorsan hissediyorsundur. Çözmek zorunda değilsin o günü.
Son Olarak
Amerika’ya taşındığında kimse “ama bayramlar nasıl olacak” diye sormaz sana. Vize sorulur, iş sorulur, maaş sorulur. Bayram sorulmaz. Ben de sormadım kendime.
Ama şunu söyleyeyim: o sabah yatakta oturmuş telefona bakarken, annemin bayrağımsı emojilerini görürken, en saf haliyle hissettim bu işin ne olduğunu. Fırsat gerçek, hayat güzel, ama bedeli var. Bedeli göçmen herkes biliyor ama çoğu paylaşmıyor.
Ben paylaşıyorum. Çünkü biri bana söyleseydi, daha hazırlıklı olurdum. En azından o gün için daha güzel bir plan yapardım.
