Pasaport kontrol sırasında bekliyorum. Önümde belki yirmi kişi var ama ben onları görmüyorum. Kafam tamamen o memura kilitlenmiş. Ellerim biraz titriyor, bunu kimseye söylemedim ama şimdi söylüyorum. Yıllarca planladım bu anı. Vize başvuruları, reddedilen randevular, yeniden doldurulan formlar, tekrar tekrar okunan blog yazıları. Ve işte o an geldi: “Next.”
Masaya yürüdüm. Adam pasaportuma baktı, bana baktı, tekrar pasaportuma baktı. Bir şey söylemedi. Ben de söylemedim. Sonra bir şey daha bastı, mühürü vurdu ve “Welcome to the United States” dedi. O kadar. İki saniye. Ben bunu yıllarca hayal etmiştim, kafamda küçük bir film gibi kurmuştum. Gerçekte iki saniyeydi.
JFK Gecesi: Her Şey Çok Büyük, Ben Çok Küçüktüm
Gece yarısını geçmişti. Bavulumu aldım, kapıdan çıktım. New York soğuktu, Mart ayıydı. Taksi kuyruğuna girdim çünkü Uber’i o gece kuracak halim yoktu, SIM kartım da yoktu zaten. Şoför nereye gittiğimi sordu, söyledim, başka bir şey konuşmadık. Camdan bakıyordum. Queens’ten Manhattan’a geçerken köprüden o siluet göründü. Biliyorsunuz o silüeti, fotoğraflarda gördünüz. Ama bizzat görmek farklı. İçimde garip bir şey oldu, “tamam, bu gerçek” diye düşündüm.
Airbnb’deyim, küçük bir oda. Yatağa uzandım. Uyuyamadım tabii. Türkiye’de saat öğlendi bedenime göre. Tavana baktım, dışarıdan sirenlerin sesi geliyordu. New York’ta sirensiz geçen gece sayısı azdır, bunu sonradan öğrendim.
Jet-Lag’in Kimse Anlatmadığı Tarafı
İlk üç gün bir tür sis içinde geçti. Sabah 4’te gözlerim açılıyor, öğleden sonra 3’te kapanıyor. Önemli bir iş görüşmem olsaydı mahvolurdum. Neyse ki yoktu. Ama şunu söyleyeyim: jet-lag sadece uyku meselesi değil. Yemek saatleri de kayıyor. Türkiye’de akşam 8’de yemek yemek normaldi, burada vücudum sabah 3’te acıkıyor. Birkaç gün boyunca gece yarısı mutfakta bisküvi yedim. Kimseye danışmaya gerek yok, bu geçiyor, ama en az beş-yedi gün sürüyor. Kendinizi hazırlayın.
Bir de şu var: ilk günlerde çok “iyi” hissedebilirsiniz. Heyecan adrenalin gibi çalışıyor. Ben de öyle hissettim. “Vay be, geldim, başardım.” O his gerçek ama geçici. Sonra küçük bir çöküş geliyor. Bu da normal, panik yapmayın.
Süpermarkete İlk Giriş: Gerçeklik Tokadı
Taşındığım ikinci ya da üçüncü gündü. Yakındaki bir markete girdim, Whole Foods’tu. Bunu yapmayın inanın, yeni geldinizde Whole Foods’a girmeyin. Alışveriş sepetimi doldurdum: biraz meyve, ekmek, yumurta, süt, bir de avokado aldım çünkü burada herkes avokado yiyor gibi geldi bana. Kasaya geldim. 67 dolar. Dondum.
Türkiye’den yeni çıkmıştım. Kafamdaki referanslar Türk fiyatlarıydı ve o dönem zaten kur meselesinden dolayı dönüşüm yapmak istedim, yapamadım, beynim reddetti. 67 dolar. Sadece birkaç günlük erzak için. Kasiyere bir şey demedim tabii, kart verdim, çıktım. Dışarıda bir bank’a oturdum, telefonuma baktım, anneyi aradım. “İyi misin” dedi. “İyiyim” dedim. Tam olarak iyi değildim ama bunu açıklamak için yeterli enerjim yoktu.
Sonra öğrendim: Trader Joe’s var, Aldi var, daha uygun fiyatlı seçenekler var. Whole Foods New York’ta bile pahalı sayılıyor, bu bir sır değil. Ama o ilk günlerde bilmiyorsunuz bunları. Kimse “ilk gün Whole Foods’a gitme” diye yazmıyor rehberlere. Ben yazdım şimdi.
İlk Haftanın Sonu: Ne Öğrendim
Yedi gün geçti. Bir SIM kart aldım sonunda, Google Maps olmadan tek adım atmak imkânsız bu şehirde. Metroyu birkaç kez kullandım, bir kere yanlış yöne bindim, kimse umursamadı. New York’ta kimse kimseyi umursamıyor, bu kötü değil aslında, özgürlük gibi bir şey.
Birkaç küçük not bırakayım, ilk haftayı atlatabilesiniz diye:
- Nakit bulundurun. Her yer kart kabul ediyor ama metro kartı, bazı küçük dükkanlar, nakit gerektirebiliyor. 50-100 dolar yanınızda olsun başlangıç için.
- Whole Foods’u atlayın. Trader Joe’s, Aldi veya Key Food gibi alternatifler çok daha makul.
- Jet-lag için acele etmeyin. Varışın ilk haftasına kritik randevular koymayın eğer elinizden geliyorsa.
- Pasaport kontrolünde sakin olun. Memur sizinle kavga etmek için orada değil. Soruyu yanıtlayın, fazladan konuşmayın.
- İlk çöküşü bekliyordu zaten. Heyecan geçince gelen o “ne yapıyorum ben burada” hissi normaldir. Geçiyor.
Birkaç yıl oldu şimdi. New York benim şehrim oldu mu? Kısmen. Ama o ilk haftayı hâlâ hatırlıyorum. Özellikle Whole Foods’taki o 67 doları. İnsan bazı rakamları unutmuyor.
Siz de yoldaysanız ya da yolu düşünüyorsanız, şunu söyleyeyim: ilk hafta zor ama atlatabileceğiniz türden bir zor. Hazırlıklı gelin, beklentilerinizi gerçekçi tutun ve ilk süpermarket faturanıza kalp krizi geçirmeyin. Geçirdim ben, gerek yoktu.
